tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Osmanlı Devleti'nin Anadolu ve Rumeli Politikası

Osmanlı Devleti'nin Anadolu ve Rumeli Politikası (Tarih)


Osmanlı Beyliği'nin kurulduğu tarihlerde Anadolu Selçuklu Devleti yıkılmak üzereydi. Anadolu'da merkezi otorite bozulduğundan çok sayıda beylik kurulmuştu. Beylikler arasında birlik ve beraberlik yoktu. Siyasal rekabet görülüyordu. Batı Anadolu'nun bir bölümü Bizans'ın denetimindeydi. Doğu Karadeniz'de Trabzon Rum imparatorluğu egemendi. Ayrıca Ceneviz ve Venediklilerin de kolonileri bulunuyordu. Moğolların baskısı sonucu Anadolu'daki Türk nüfus artmıştı. Anadolu'nun güneyinde bulunan beylikler ise Memlüklerin korumasındaydı.
Osmanlı Beyliği ilk zamanlarda Türk beylikleri arasındaki çatışmalara katılmamış; bu yüzden güç kaybetmemiştir. Tersine bazı beyliklerin desteğini de alarak sınırlarını batı yönünde (Bizans'ın aleyhine) genişletmiştir.
Osmanlı Devleti, zaman içerisinde Anadolu Türk siyasal birliğini kurmaya çalışmıştır. Bunun için kimi zaman savaşmış, kimi zaman toprak satın almış; bazen de evlilikler yoluyla çeyiz olarak toprak elde etmiştir.
Osmanlı Devleti'ne ilk katılan beylik Karesioğullarıdır. Bu sayede hem donanma gücüne ulaşılmış hem de Anadolu Türk siyasal birliğinin kurulmasına başlanmıştır. Yıldırım Bayezit döneminde büyük ölçüde sağlanan siyasal birlik, Timur ile yapılan Ankara Savaşı'nın kaybedilmesiyle son bulmuştur (1402). Anadolu siyasal birliği kesin olarak ancak Yavuz Sultan Selim döneminde Dulkadiroğulları Beyliği'nin alınmasıyla sağlanmıştır (1515).

Osmanlı Devleti, Bizans ve Balkanlar'ın içinde bulunduğu karışıklıkları iyi değerlendirmiştir. Tekfur denilen Bizans valileri merkezi dinlemiyor ve halka zulmediyorlardı. Balkanlarda ise mezhepsel (Katolik-Ortodoks) ve etnik çatışmalar vardı.
Osmanlı Devleti'nin Rumeli'ndeki ilk toprak kazanımı Çimpe Kalesi'dir. Bizans İmparatoru Kantakuzen'e yardım gönderilmiş, buna karşılık Çimpe Kalesi Osmanlılara verilmiştir (1353). Bu kale Rumeli fetihleri için bir üs olarak kullanmıştır.
I. Murat döneminde Edirne alınmış ve başkent yapılmıştır. Böylece Bizans'ın Balkanlar'la ilişkisi kesilmiştir.
Devletin genişleme politikası doğu ve batı yönünde olduğu için, Edirne başkent olmasına rağmen Bursa da başkent özelliğini devam ettirdi. İstanbul'un alınmasına kadar devam eden bu durumda Edirne öncelikli bir konuma sahipti.
Bunun dışında Bulgaristan-Sırbistan arasında geniş bir alan ele geçirildi. II. Murat döneminde kazanılan 2. Kosova Savaşı sonucunda Balkanlar'da kesin Türk egemenliği kuruldu.
Osmanlılar, Balkanlar'da fethettikleri topraklara, doğudan Anadolu'ya gelen Türkmen boylarını parçalara ayırarak yerleştirmişlerdir.  İskan Politikası denilen bu uygulamanın amaçları şunlardır:
Bölgeyi İslamlaştırmak ve Türkleştirmek.
Boyların yapısını bozarak feodal yapılanmayı engellemek.
Tarım üretimini ve vergi gelirlerini artırmak. Devletin bölgedeki egemenliğini kalıcı kılmak. Boylar üzerindeki denetimi güçlendirmek. Batı yönünde yapılacak fetihlere kolaylık sağlamak.

Osmanlı Devleti, Balkanlar'da genişleyince Rumeli Beylerbeyliği'ni, Anadolu'da genişleyince Anadolu Beylerbeyliği'ni kurmuştur. Sınırların batı yönünde hızla genişlemesi, askere ve yöneticiye olan gereksinimi de artırmıştır. Bu yüzden Devşirme Sistemi oluşturulmuş ve Yeniçeri Ocağı kurulmuştur.

Anatomi ders notları

Kavimler Göçü

Kavimler Göçü Ders Notları

Çin baskısı ve kuraklık yüzünden göç ederek Doğu Avrupa'ya gelen Türkler; Romalıların barbar dedikleri kavimleri yerlerinden etmiş ve Batı'ya doğru bir göç dalgası başlamıştır. Bu olay Kavimler Göçü olarak adlandırılmıştır.

Kavimler Göçü Sonuçları:

Avrupa büyük bir kargaşa içinde kaldı.

Roma imparatorluğu, Doğu ve Batı olmak üzere parçalandı.

NOT:Batı Roma 476'da, Doğu Roma ise 1453'de yıkıldı. Bu siyasi ayrılık, Hıristiyanlığı Katolik ve Ortodoks olmak üzere ikiye ayırdı. Katolik mezhebinin merkezi Roma, dini lideri Vatikan'daki Papalıktr. Katolik dünyasında Latin etkisi görülür. İncil, edebiyat ve bilim dili Latincedir. Ortodoks mezhebinin merkezi İstanbul, dini lideri Fener Patriği'dir. İbadet Grekçe yapılır ve daha özgür bir ortam vardır Patrikhane, Papalık gibi siyasi otorite üzerinde egemen olamamıstır. Hıristiyanlık'ta ortaya çıkan diğer mezhepler Monofizm, Arianizm ve Nasturianizm'dir.

Avrupa'nın etnik yapısı değişti.

Avrupa halklarının birbirleriyle kaynaşmasıyla bugünkü Avrupa ulusları oluşmaya başladı.

Günümüz Avrupa devletlerinin temelleri atıldı.

İspanya, Müslümanların eline geçti. Alman Krallığı ve Papalık birleşerek, Kutsal Roma-Germen 
İmparatorluğu'nu kuruldu.

Derebeylik (Feodalite) düzeni kurulup yaygınlaştı.

Avrupa'da antik kültür ortadan kalkarak skolastik düşünce hakim olmaya başladı.

İlkçağ kapandı, Ortaçağ başladı.


İslamiyet Öncesi Türk Devletleri

İSLAMIYET ÖNCESI TÜRK DEVLETLERİNDE KÜLTÜR VE UYGARLIK

Devlet Yönetimi

Eski Türk devletleri birçok boyun birleşmesiyle meydana gelirdi. Her boyun kendi yaşama alanları ve kendi yöneticileri olmakla birlikte hepsi merkezde bulunan büyük kağana bağlıydılar.
Devlet; kağan, han, hakan, tanhu, el teber ve şanyü unvanlı hükümdarlar tarafından yönetilirdi. Uygur hükümdarlan idikut unvanını da kullanmışlardır.

Kağana kağanlık yetkisinin Tanrı tarafından verildiğine inanılmıştır. Buna "Kut anlayışı" denir. Kutun kan yoluyla hükümdarın erkek nesline geçtiğine inanılırdı. Bu nedenle hanedanın bütün erkek üyelerinin hükümdar olma hakkı vardı. Ülke toprakları hanedan üyelerinin ortak malı sayılırdı.

Hanedanın bütün erkek üyelerinin hükümdar olma hakkı olmasına rağmen hükümdarın belirlenmesinde bazı ölçütler esas alınırdı (Töreyi bilmesi ve akli dengesinin yerinde olması gibi). Kağan eşlerine Hatun denilirdi. Hatunlar da devlet yönetiminde yetki sahibi idi. Yabancı elçileri kabul etmesi, kurultay toplantılarına katılması bunun göstergesidir. Ayrıca illere gönderilen mektuplar "kağan ve hatun buyuruyor ki" diye başlardı. Hanedanın erkek üyelerine ligin (Prens) denilirdi. Tıginler belli bir yaştan sonra değişik bölgelere yönetici olarak gönderilirdi. Eski Türk devletlerinde önemli devlet işlerinin görüşüldüğü Kurultay (Toy) denilen bir mecliste etkiliydi. Bu meclis boy beylerinden, tecrübeli yaşlılardan ve bilim adamlarından oluşturulurdu. Kurultay'da alınan kararlar kağanı bağlamazdı. Bu da kurultayın bir danışma meclisi niteliğinde olduğunu gösterir.
Hakan devlet yönetiminde sınırsız yetkilere sahip görünse bile yetkileri töre ile belirlenmiş olup törenin dışına çıkamazdı.

Ülke Yönetimi Eski Türklerde en küçük sosyal birim aile idi. Ailelerin birleşmesiyle obalar, obaların birleşmesiyle oymaklar, oymakların birleşmesiyle boylar meydana gelirdi. Boylar Türk budununu (milletini) oluştururdu. Her boy iç işlerinde bağımsız davranırdı. Bu durum Türk devletlerinin federal bir yapıya sahip olduğunu gösterir. Devlet Doğu-Batı olmak üzere iki merkezden yönetilirdi. Doğuda büyük kağan oturur, batıda ise hanedan üyesi bir yabgu bulunurdu.

Ülke topraklarının bu şekilde hanedan üyeleri arasında paylaştırılarak yönetilmesi ve federal anlayış devletin kısa sürede parçalanması sonucunu doğurmuştur.

Ordu

Eski Türk devletlerinde ordu-millet özelliği vardı. Eli silah tutan herkes asker kabul edilmiştir. Türklerin bozkırda sürdükleri göçebe yaşam tarzı askeri özelliklere sahip bir toplum yapısının ortaya çıkmasında etkili olmuştur. Askerlik vatan görevi sayılmış ücretli askerlik oluşturulmamıştır.
Ordu onluk sisteme göre düzenlenmiştir. Ordunun idaresini kolaylaştırmayı amaçlayan bu sistem gereği ordu, bölümlere ayrılarak yönetilmiştir.

Ordu aynı zaman da süreklilik gösterirdi. Devletin yıkılması ordunun sona ermesi anlamına gelmez, yeni kurulan Türk devletinin de ordusunu oluştururdu.
Ordu genel olarak hareket kabiliyeti yüksek atlı birliklerden oluşmuştur.
Savaşlarda sahte geri çekilme ve pusu kurmaya dayanan Turan taktiği denilen kesin sonuç almaya yarayan bir savaş yöntemi uygulanmıştır.


Din ve inanış

Eski Türklerde genellikle Gök Tanrı inancı benimsenmişti. Tanrının gökyüzünde oturduğuna inanılırdı. Tanrı somut bir varlık değildi.

Şaman, Kam, Baksı gibi din adamlarına sahip Şamanizm inancı da Türkler arasında kabul edilmiştir. Din adamları dinsel törenleri yönetirdi. Göçebe yaşamdan dolayı bu dine ait tapınak yapılmamıştır. Uygun yerler-de ibadetler yapılırdı.

Şamanlar aynı zamanda eczacılık, doktorluk gibi işlerde yaparlardı.
Eski Türklerde ölümden sonraki hayata inanılmıştır. İyilerin Uçmak'a (cennet) kötülerin Tamu'ya (cehennem) gideceğine inanılırdı.

Bir yıl içinde ölenlerin cesetleri bekletilir nisan ayında yuğ denilen toplu bir cenaze töreni yapılırdı. Cesetler kurgan denilen mezarlara konulurdu. Kurganlara değerli eşyalar konurdu. Kurganlar mezar hırsızları tarafından soyulmasın diye kamufle edilmiştir. Bu nedenle kurganlar günümüzde tesadüfen bulunmaktadır (Esik Kurganı, Pazırık Kurganı ünlüdür.).

Mezarın üstüne hayatta iken öldürdüğü düşman sayısınca, onları temsil eden taştan insan şekilleri olan balballar konurdu.

 Hukuk

Töre denilen yazısız hukuk kuralları geçerliydi. Töre değişebilirdi. Ancak uygulama anında herkes uymak zorundaydı. Töreye kağan dahi uymak zorunda idi. Töre sadece devlet yönetiminde uyulması gereken kurallar değil aynı zamanda toplumsal düzenin sağlanması içinde uyulması gereken kurallardı. Töre Türklerin varoluşlarından beri oluşmuş olan örf, görenek ve geleneklerin sonucu oluşmuştur. Değişen zamana ve şartlara göre yeni kuralların konulması törenin gereği idi. Töreyi uygulamak ise hükümdarın göreviydi. Yargan denilen yargıçların idaresinde mahkemeler kurulurdu. En ağır cezalar adam öldürme, hırsızlık, tecavüz ve devlete karşı gelme suçlarına verilirdi. Bu suçların cezası genellikle idamdı. Hapis cezaları göçebe yaşamdan dolayı 10 günü geçmemiştir. Uygurlar yerleşik hayata geçince yazılı hukuk vesikalan görülmüştür. Borç-alıp verme, kiralama, alım satım, vasiyetnameler, vakfiyeler gibi çeşitli belgeler bulunmuştur.


Yazı Dil ve Edebiyat 



Eski Türk toplumlarında ilk olarak 38 harf içeren Orhun (Göktürk) alfabesi kullanılmıştır. Bu alfabe bizzat Türkler tarafından Türkçe ses yapısına uygun olarak yapılmıştır. Bu alfabe yaygın olarak ikinci Göktürk Devleti zamanında kullanılmıştır. Ancak MÖ. IV. yüzyıl-dan itibaren kullanıldığına dair izler vardır. Türkler, Uygurlar zamanında Sogdlardan alınan 18 hartli Uygur Alfabesi'ni kullanmışlardır. Bu alfabe İslami dönemlerde de kullanılmıştır. Türklerde göçebe yaşamdan dolayı yazılı edebiyat fazla gelişmemiştir. Buna karşılık sözlü edebiyat gelişmiştir. Destanlar, savlar, sagular ve koşuklar Türk sözlü edebiyatının örnekleridir.


Anatomi ders notları

Sümerler Hakkında Bilgi

Sümerler Hakkında Bilgi

 Tarihte bilinen en eski uygarlıktır. İlk dönemlerinde şehir devletleri (siteler) tarzında örgütlenmişlerdir.
"Çivi Yazısı" adıyla bilinen ilk yazıyı kullanmaya başlamaları ile tarih öncesi devirler, yerini tarih devirlerine bırakmıştır.

İlk yazılı kanunları oluşturmuşlar, Urgakina Kanunları'nda; din adamlarının halkı sömürmesini, hırsızlığı, büyücülüğü ve askerlikten kaçmayı önlemeye çalışmışlardır. Sümer krallar' aynı zamanda başkomutan, başyargıç ve başrahip görevlerini de üstlenmiştir. Sümer yasaları, fidye esasına dayanan insancıl yasalar
dır.
Ekonomileri tarıma dayanan Sümerlerde, toprak tanrıla-rın mali sayılmış ve rahiplerin denetiminde işletilmiştir. Bataklıklar kurutulmuş ve yapılan su kanalları sayesinde yeni tarım alanları oluşturulmuştur.

Sümer uygarlığından günümüze fazla bir mimari eserin ulaşamamasının temel nedeni, bölgede taşın azlığından dolayı, eserlerin kerpiç ve tuğladan yapılmasıdır.

Çoktanrılı bir inanca sahip olan Sümerler, Tanrıları için "Ziggurat" denilen tapınaklar yapmışlar; bu dinsel amaçlı yapıları, astronomi çalışmalarında da gözlemevi olarak kullanmışlardır.

Tarih Devirleri


Tarih Devirleri 

Tarih devirleri, tarih devirleri hakkında bilgi, tarih devirleri ödevi, tarih devirleri ders notları.

İnsanlar Maden Devri'nin sonuna doğru yazıyı buldular. Yazının bulunuşu Tarih Öncesi Devirlerin sonu, Tarih Devirlerinin de başlangıcıdır. Yazının bulunmasıyla birlikte insanlar yaptıkları işleri, faaliyetleri, düşünceleri sözlü olarak anlatma yerine yazıyla tespit ederek binlerce yıl kaybolmadan kalmasını sağlamışlardır.
Binlerce yıl önce yaşamış insanlar ve devletlerin tarihlerini büyük ölçüde yazılı belgelere borçluyuz.

Anadolu'nun Tarih Öncesi Devirleri Eski Taş dönemine kadar çıkmaktadır. Hatay'da Mağaracık köyü yakınlarında araştırmacılarca "Birinci Mağara" olarak adlandırılan yer ile aynı bölge Tıkalı Mağara ve Antalya'da Karain mağaralarında Eski Taş dönemine ait kalıntılar bulunmuştur.

Orta Taş döneminde Samsun yakınında Tekkeköy, Isparta bölgesinde Baradiz, Antalya yakınlarında Beldibi önemli yerleşim merkezleridir. Beldibi mağaralarında kayaların üzerine çizilmiş dağ keçisi resmi ilgi çekicidir.
Yeni Taş döneminde Anadolu'da buluntu yerleri hem çoğalmakta hem de bölgelere yayılmaktadır. Burdur - Hacılar, Mersin Yümektepe, Tarsus- Gözlükale, Gaziantep - Sakçagözü, Diyarbakır Çayönü ve Konya - Çatalhöyük bu dönem yerleşmelerinin önde gelenleridir.

Kalkolitik devir Anadolu'da uzun sürmüştür. Bu dönemin önemli merkezleri Erzurum - Pulur, Karaman - Canhasan, Denizli - Beycesultan, Tokat - Horoztepe, Mersin - Yümektepe, Afyon - Kusura. Çorum - Alacahöyük, Çanakkale - Truva ve Yozgat - Alişar, Samsun - İkiztepe höyükleridir.

Yeni Taş döneminde dünyanın en parlak uygarlığına sahne olan Anadolu, Kalkolitik Devrin sonlarında önderliğini kaybetmiş ve ticareti geliştirerek yazıyı icat eden. Mezopotamya ve Mısır'ın gerisinde kalmıştır. Anadolu'da yazı bin yıllık gecikme ile M. Ö. 2 000 nin başlarında kullanılmaya başlanmış ve Tarih çağlarına Mezopotamya ve Mısırdan sonra girilmiştir.

Mezopotamya'nın Tarih Öncesi Devirlere ait önemli yerleşim merkezli M. Ö. 8500'lere tarihlenen (Yeni Taş) Jerika, Habuba, Ebla, Teli Halaf ve El Ubeyd'dir. Mısır'da ise ilk yerleşmeler M. Ö. 6500'lere kadar çıkmaktadır. (Eski Taş Dönemi) Nil'in aktığı vadi sular içinde olduğundan insanlar bu dönemde kıyılarda, göçebelikle uğraşıyorlardı. Nil yatağına çekildikçe aşağıya doğru ineceklerdi, M. Ö. 4000'lerde Hindistan'da İndus Vadisinde Oda Asya'da ve Girit'te de yerleşim olduğu ortaya çıkmıştır.

Türklerin Kullandığı Takvimler

TÜRKLERİN KULLANDIĞI TAKVİMLER

Türklerin Tarihte kullandıkları Takvimler, Türklerin Kullandığı Takvimler

Türklerin kullandığı takvimler, Türklerin kullandığı takvimler hangileridir?

Zaman ve Takvim insanlar zaman kavramını algılamaya başladıkları andan itibaren, geçmişi, şimdiki zamanı ve geleceği daha iyi değerlendirebilmek amacıyla zamanı yıllara, aylara, haftalara ve günlere bölerek hesaplamışlardır. Böylece takvimler ortaya çıkmıştır. 

Takvim; zamanı Dünya ve Ayin hareketlerine göre ay, hafta, yıl gibi belirli bölümlere ayırma sistemidir. İnsanlar günümüze kadar değişik şekillerde düzenlenmiş takvimler kullanmışlardır. Geçmiş dönemlerde kullanılan bütün takvimler ya Ay yılını ya da Güneş yılını esas almışlardır.

Ay yılı; Ayin Dünya etrafında 12 defa dönmesiyle geçen süreye (354 gün) denir.
Güneş yılı; Dünya'nın Güneş etrafında tam bir dönüşü (365 gün 6 saat) sırasında geçen süreye denir

Takvimi ilk kullananlar Sümerlerdir. Sümerler 360 gün kabul ettikleri bir yılı 30 günlük 12 aya bölmüşler ve bir günü de 12 saat gündüz, 12 saat gece olarak iki kısma ayırmışlardır. Sümerlerin kullandığı takvim Ay yılına dayanır

Takvimi ilk kullanan topluluklardan biri de Mısırlılardır. Mısırlılar bir yılı 365 gün olarak hesaplamışlar ve 12 aya bölmüşlerdir. Bir ayı da 30 gün olarak kabul etmişlerdir. Mısırlıların kullandığı takvim Güneş yılına dayanır.

Türklerin kullandığı takvimler nelerdir
Türklerin Kullandığı Takvimler


Türklerin Kullandığı Takvimler

Türklerin İslamiyetten önceki devirlerde kullandıkları takvim sistemi 12 Hayvanlı Türk Takvimidir.. Bu takvim 12 yılda bir devir yapar ve Güneş yılına göre düzenlenmiştir. Her yıl bir hayvan adıyla isimlendirilir. Bu süreye "küçük devre" , bunun beş katı olan 60 yıllık döneme ise "büyük devre" denir. Zaman bu şekilde dönüşüm içindedir. Bir gün 12 eşit bölüme ayrılmıştır. Bunların her birine"çag" denir. Çağ 2 saatlik bir zaman karşılığıdır.

Başlangıçta Ay yılı esasına dayanan bu takvim, Göktürkler Döneminden itibaren Güneş yılına çevrilmiştir. Bir yıl 365 gün 5 saattir. Yıl 12 bölüme ayrılmıştır. Bunların her birine"ay" denir. Yıllar sayı ile değil hayvan adları ile anılmaktadır. Aylar 1. ay, 2. ay gibi sayılarla belirtilir. Türklerin milli takvimi olarak kabul edilen 12 Hayvanlı Türk Takvimi Orta Asya'da yaşayan Moğollar, Hintliler ve Çinlilerce de kullanılmıştır.

12 Hayvanlı Türk Takvimindeki hayvan adları sırasıyla şöyledir:


1. Sıçgan (sıçan), 2. Ud (Sığır), 3. Bars (Pars), 4. Tavışgan (Tavşan), 5. Lu (Ejder), 6. Ilan (Yılan), 7. Yunt (At), 8. Koy (Koyun), 9. Biçin (Maymun), 10. Tağuk (Tavuk), 11. İt (Köpek), 12. Tonguz (Domuz)

Bu takvime göre yılbaşı yengi gün (nevruz) olarak adlandırılan 21 Mart günü idi. Günümüzde bazı Orta Asya Türk topluluklarınca kullanılmaktadır.

Türklerin Tarihte Kullandıkları takvimler
Türklerin Tarihte Kullandıkları Takvimler

Hicri Takvim

Türkler İslamiyet'e girdikten sonra Hicri Takvimi kullanmaya başlamışlardır. Hicri Takvim ay yılı esasına göre düzenlenmiştir. Bir ay yılı 354 gündür. Bu nedenle Güneş yılından 11 gün eksiktir. Aylar sabit olmayıp her mevsime uğrar. Kameri Takvim de denen bu takvim, Hz. Ömer zamanında düzenlenmiş ve başlangıç yılı olarak, Hz. Muhammed'in Mekke'den Medine'ye hicret ettiği yılı (miladi 622) esas almıştır.
Yurdumuzda 1 Ocak 1926'ya kadar yürürlükte olan Hicri Takvim günümüzde dini gün, ay ve bayramların belirlenmesinde kullanılmaktadır.

Celâli Takvim

Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah zamanında mali işlerde kullanılmak üzere Ömer Hayyam başkanlığındaki bir kurul tarafından hazırlanmıştır. Melikşah'ın "Celaleddin" lakabından dolayı "Celali Takvimi" de denen takvim, Güneş yılına (dünyanın Güneş etrafındaki dönmesine) göre hazırlanmıştır. Başlangıç tarihi 1079 yılı olup, nevruz (21 Mart) yılbaşı kabul edilir.
Celali Takvimi, Selçuklulardan başka Babür Hükümdarı Ekber Şah zamanından (1556-1603) itibaren Hindistan'da kullanılmış, Babür Devleti'nin yıkılışından sonra terkedilmiştir.

Rumi Takvim

Ay yılı ile Güneş yılı arasındaki 11 günlük farkın doğurduğu güçlükler, vergilerin toplanması ve diğer mali işlerin yapılmasında daha belirgin haldeydi. Bu nedenle Osmanlı Devleti Hicret'le başlayan, fakat Güneş yılını esas alan Rumi Takvim'i yürürlüğe koydu. 1839 yılından itibaren bütün resmi ve mali işlemlerde kullanılan bu takvimde yıl, 1 Mart'ta başlıyordu. Osmanlılar bu takvimi hicri 1255 yılında başlattılar. Bu tarihin miladi yıl olarak karşılığı 1839'dur. Bu nedenle Rumi Takvim, Miladi Takvim'e göre 584 yıl geridir.
1926 yılında Miladi Takvim'e geçilmesiyle, ülkemizde Rumi Takvim bütçe dışında bütün resmi işlemlerden kaldırıldı. Ancak 1 Mart, mali yılbaşı olarak kaldı. 1982 yılında mali yılbaşı da 1 Ocak tarihine alınarak bu konudaki ikilik sona erdirilmiştir.

Miladi Takvim

Miladi Takvim günümüzde dünyanın pek çok yerinde kullanılmaktadır. Milad doğum demektir. Gregoryan Takvimi'nde Hz. İsa'nın doğumu, takvimin başlangıcı kabul edildiğinden, bu takvime "Miladi Takvim" denilmiştir.

Güneş yılını esas alan bu takvimde bir yıl 365 gün 6 saattir. 1 Ocak yeni yılın başlangıcıdır. Hz. İsa'nın doğumu başlangıç kabul edildiğinden, milattan önceki tarihler için "M.Ö", milattan sonrası için M.S" kısaltmaları yapılır. Kısaltma belirtilmemişse tarih milattan sonra olarak kabul edilir.


Milattan önceki tarihler, Miladi Takvimin başlangıcı olan sıfır (0)'a doğru yaklaştıkça küçülür, milattan sonra günümüze doğru büyür. Buna göre; milattan önceki tarihlerde sayıca büyük olan bir tarih, sayıca küçük olan bir tarihten daha eski bir zamanı gösterir. Milattan sonraki tarihlerde ise, küçük sayılı tarihler daha eski bir zaman, büyük sayılar ise daha yakın zamanı gösterir. 

Konu ile ilgili videoyu aşağıdan izleyebilirsiniz.



Tarihe yardımcı bilimler konusuna da göz atmanızı öneririz.

Türklerin kullandığı takvimler ödevi, Türklerin kullandığı takvimler, Türklerin tarihte kullandığı takvimler.

Anatomi ders notları indir.